Fenai Ali Efendi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 12 (1995).

Description
Fenai Ali Efendi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 12 (1995).

Please download to get full document.

View again

of 2
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.
Information
Category:

Religious & Philosophical

Publish on:

Views: 34 | Pages: 2

Extension: PDF | Download: 0

Share
Tags
Transcript
  likleri hususunda farklı kanaatiere sa- hip oldukları gibi konunun dini sınırları meselesi üzerine de eğilmişlerdir. SOnle r a r asında farklı biçimde değer lendirilen hususlardan biri de fena halinin sürekli olup olm a dığı meselesidi r. Kelabazi. isim ve rmeden ba z ı sOfilerin fena halinin sü rekli olmaması gerektiği kanaatinde olduklarını söylemiş ve Ebü 'IAbbas b. Ata nın bu konuyla ilgili Kitô- bü v d e ti  s - s ıf a t ve be d i hd adıyla bir eser kaleme aldığını ifade etmiştir . Bu kanaati paylaşan sOfilere göre fena h a- linin sürekli olması durumunda sOn ibadetlerini yapamayacak, dünya ve ah ir et işleri a ksaya caktı r. Şu halde asıl ve sürekli olan, bu halin sona ermesiyle baş layan beka halidir. Cüneyd-i Bağdadi, EbO Said ei-Harraz. NOri gibi bir grup sOn ise bu görüşe katılmamı ş tır. Bunla ra göre fani fenadan önceki vasıflarına iade edilemez. Çünkü bu hali yaşayan insanı Allah korur. SOfiler fe na nın ç a  ı şarak elde edilen bir hal mi (kesbT), yok sa Allah ın bir lutfu mu (ve hbi) olduğu konusunu da tartışmışlardır . Bu halin vehbi olduğunu savunanlar fenanın sürekli olması gere k tiğini söyleyen sOnle rdir. Çünkü Allah kulla r ını aldatmaz. onlara lutfettiği bir şeyi geri alma z. Kel abazi bu konuyu da karşı delillerle birlikte tartışmış ve fenanın kesbi olmasının mümkün olmadığı kanaatine varmıştı r. Serrac ise Bağdatil ba z ı sOfilerin fenabeka konusunda yanlış görüşlere sahip olduklarını. kulun kendi sıfatlarından çı kıp Hakk ın sıfatiarına girmesini iradesinden çıkıp Hak k   ın iradesine tabi ol  ması şeklinde anlamak gerektiğini, aksi halde HuiOiiyye mensupları ve hıristiyan lar gibi yanlışa düşüleceğini belirtmiş tir. Hakk   ın vasıflarını Hak zannetmenin küfür olacağını söyleyen Serrac'a göre kalbe gir en Allah değil O'na olan iman. tevhid ve h ür met duygusudu r. Fen a. itt i had (A l la h ile irl eş m e) değil Allah'ın mut lak irade ve kudretinin tam olarak ta nınmasından ibaretti r. Hücviri, Allah' ta fani olma konusunu hem sOnle r hem de zahir uleması açı sından ele almıştır . Ona göre Müşebbi he , Mücessime, Haşviyye gibi akımların Allah hakkındaki görüşleri NestOriler ve Nasraniler' in görüşüne benzemektedir ve yanlıştır. Bunlar muhdesle kadimi, yani insanla Allah   ı birbirine k a rıştırmış lardır. Külli enayı benimseyen cahil mu tasawıflarl a Hindistan'da bizzat konuyu tartıştığını ifade eden Hücviri, onla rın fena ile bekayı anlayamadıklarını ve yanlışta ısrar ettiklerini söyler. Bu müellife göre fena ile ilgili ç ok değişik ifadeler kullanılsa bile hepsinin ulaştığı nok ta ş udur : Kulun fani olması demek Hakk   ın cel al ve az ametini temaşa etme si, O nun celalinde dünya ve ahireti unut ması , bu hali yaşadığının bile fa r kın a varmaması demektir. Bu durumda s O- nnin dili Hak ile konuşur . bedeni huşO halinde bulunur. ruhu saf ve duru hale gelir (Keş{ü' l- mahcab, s. 365-368). SOfilerin dik k at çektiği bu nokt a la r, başta Takıyyüddin İbn Teymiyye olmak üze re zahir alimleri ta r afından da ten kit edilmi ş tir (Mecma u fetaua, V II I, 348). Konu tartışılır k en bütünüyle yok oluşu ifade eden Budizm'deki Nirvana ile fe na arasındaki benzerlikler üzerinde de durulmuştur. H. Ritter bu ik i terim ara sında bir benzerliğin olm a dığını söylerken iA, I V, 54 7) Nicholson Nirvana' ın menfi bir avrı ifade ettiği (bk BUDİZM), fenanın ise sürekli olarak be ka ile birlik te ele alındığı gerçeğine işaret etmiştir (islam Sü{il er i, s. 14, 1 5, 126, 1 27 ) BİBLİYOGRAFYA: et-Ta rf(at, fena md.; Buhari, Ri kak , 38; Serrac, el-Lüm a , s. 284-286, 54 3, S5 2; Ke labaz i, et- Ta arruf (Nevavil. s. 152-154, 187; Sülemi, Taba~at , s. 228; Ku şeyr i   er-Risale, 1 213; Hücviri, Keşfü l-ma h c ü b U ludağ) , s. 365- 36 8, 370; Att ar, Tezkiretü l- euliya (tre. Süleyman U   udağ), İ s tanbul 1 99 1, s. 7 06 ; Necme d- din-i K übr a. Tasauuufi Hayat (tr e. Mustafa Ka- ra). İ sta nbul 19 80, s. 41 , 43-44, 11 9; İbnü I -A ra bf, el-Fütafıat, Kah i e 1293, ll, 675; İ bn Hal du n, Tasauuu{un Mahiyeti (t re. Süleyman U l u dağ)   İ st anbul 19 77 , s. 140, 336; Cami, 1 /e fehtit, s. 125, 126; İbn Te ymiyy e. Mecma u {etau~. V III , 348; F. Jabr e. La 1 /otion de certitude selon Ghazali, Pa ri s 1958, s. 15 7, 17 5; İ z mirli. Yeni il m-i Kelam, s. 152; L. Massignon. Lexique, Pa- ri s 1968, s. 93, 11 6; H. Corbin. Creative lmagi nat ion in the Şü{ism of lbn Arab i, Prirı ce t o n 19 6 9, s. 202, 21 1, 227; P. Nwyia, Exeges coraniq ue et langage mystique, B ey ru t 19 70 , s. 17 9, 180; L. Gardet. L lslam, Par is 1970, s. 1 03 -104, 241; Sü le yman Ateş Cüneyd-i Bağdadf, H a- yatı Eserleri ue Mektupları, İsta n bul 1970, s. 136; Ebü 'I-Aia Afifi . Muhyiddin ibnü  l- Arabi  nin Tasauuuf Felsefesi (tre. Mehmet Dağ). Anka ra 19 7 5, s. 124 vd.; R Nichol so n. islam Safi/eri (tre. Eth em Ruhi Fığ   a lı v. dğr. ). İ s t anbu l 197 8, s. 14 , 15, 1 26, 127; Hifnf. Muştalahat , s. 20 7; T. lzutsu, U nic i te de l extance et crea ti on perpetuel/e en mystique islamique, Paris 1980, s. 19; S de Laugier de B ea urecueil O. P . Khwad ja Abdullah Ansarf, B ey rut, ts., s. 194; M. K. Gaafa r. The Siifi Doctrine of fana , Cami 'a  tü'l-fıauliyyatu Kü lliyyetü D ar i  l- Ulüm, Ka hi re 1968-69, s. 13-28; Mus taf a Kara, Tasav vu ft a Fena-Beka Nazariyesi  , Hareket, sy. 1 4, İ s tanbul 1980, s. 3; H. Ritt er. Fena , iA, I V, 546- 54 7; F Rahman, B aka wa -Fana' , E/ 2 (Fr.), ı  980; G. Böwering, ;'Baqa' wa Fana' , El r., ' 722. ~ MusT F K R L FEN A  Lİ EFENDi FEN I ALİ EFEN i (ö 11 58/ 1745) Celvetiyye tarikatı şeyhlerinden. _j Kütahya'da doğdu . Asıl adı Ali, mah lası Fena ' di r. Ailesi ve tahsil durumu hak kında yeter li bilgi yoktur. Ailesinin seyyi d olduğu söylenir. İstanbul'a gidip Celvetiyye şeyhi Selami Ali Efendi'ye intisap etti. icazet aldıktan son ra gittiği Manisa'da bir ca mi ve tekke yaptı ra rak irşad faaliyetine b a şladı. Mü rşidi Selamı Ali Efendi'nin vefatı üzerine (1104/ 1692) İstanbul 'a döndü ve şeyhinin Üsküdar Sel a msız 'd aki tekk esinde postnişin oldu. Dervişleriyle beraber Baltacı Mehmed Paşa   nın Prut seferine ordu şeyhi ola rak k atıld ı (1 1 23/ 171 l 11 26'da (171 4) Selams ı z   daki tek keyi b aş k a bir şeyhe bırakarak Üsküdar Pazarbaşı semtinde inşa ettirdiği ve kendi adı y la bilinen tekkeye taşındı. Burada otuz iki yıl irşadda bulunduktan son ra vefat etti. Tekkenin yanında bulunan türbesindeki tarih manzumesi bir süre Edirne kadılığında da bulunan Kilisli Hüseyin Efendi'ye aittir. Hüseyin Efendi onun vefatına, Kıldı es Seyyid Fenayi dar-ı firdevsi makam mıs r aı ile tarih düşürmüştü r (Ayvansa rayi, II , 222). F'enai'nin Prut seferi esnasında taşıdığı bayrak sandukasının üzerine ör tülmüş ve kendisine verilen sancak da baş ucuna dikilmiştir. Fenai Ali Efendi, Celvetiyye tarikatı usu- lünde ictihadda bulunarak Celveti tacının terklerinin sayısını besmelenin harflerinin sayısına yani on dokuza çıkarmıştır. Tacın tepe kısmı turuncu, diğer tarafla rı yeşildir. Fenai Ali Efendi'ye Celvetiy ye 'nin bir kolu olan Fenaiyye adlı bi r ta rikat nisbet edilmişse de bu kol mOstakil bir tarikat haline dönüşememiştir. F'enai ma hl ası ile ş ii r yazan Ali Efen di 'nin mürettep bi r di v anı ol d uğu söylen mekteyse de (Gü n er, s. 141) eski kaynaklarda böyle bir bilgiye rastlanmamakta dır. Hüseyin Vassat   ın Se tin e'sinde yer alan bi r ilahisiyle (l l l, 65) Os manlı Mü- e llifl er i nde ki bir beytine ( 1 83) bakarak onun şairliği üzerinde bir hüküm ve rmek güç olmak la birlikte bu ilahilerin ondaki dini hissiyatın samimi ifadeleri olduğu sö ylenebilir. Ali Efendi'nin vefatından sonra halifesi Abdullah Rıf k ı Efendi (ö 11841 1770) ve Rı f kı Efendi'nin oğlu Mehmed Nazif Efendi (ö 12071 1792), Mehmed Şa kir Efendi (ö 1225/ 18 1 0) , Mehmed Efendi 335  FENATALi EFENDi ö 1261/ 1845), Mehmed Şakir Efendi (ö 1 302/ 1884), İhsan Efendi ve son olarak da Mehmed Şakir Efendi (ö ı 95 ı postnişin olmuşlardır. BİBLİYOGRAFYA: Ayvansarayi, Hadfkatü  l·cevami  , ll, 221·222; a.mlf .. Mecmüa·i Tevarfh, s. 229; Bandırmalı- zade, Mir atü t·turuk, istanbul 1306, s. 44 vd.; Si cill ·i Osman[, lll, 53 6; Osmanlı Müelli{leri , 1  83; Hüseyin Vassaf, Se{fne, lll, 64·65; Zakir Şükrü, Mecmüa·i Tekaya T a yşi)   s. 22, 74; Kon y alı . Üsküdar Tarihi, 1  151; Tahsin Öz , is· tanbul Cam il e i, Ankara 1965, ll, 24; Hamza Güner, Kütahya/ı Divan Şa irleri, Kütahya 1967, s. 141; H. Kamil Yı lma z. Azfz Mahmud Hü dayf ve lv etiyye T arikatı, istanbul 1984, s. 241· 242, 275·277 ; a.mlf., Ce lvetiyye , DiA, V II , 274. li] CEMAL B y AK 1 FENAİ ALİ EFEN i TEKKESİ 1 Üskü dar ' da Pazarbaş   maha llesin de Celveti tekkesi. L _j Şeyh Fenaf Ali Efendi tarafından 1126 ( 1714 ) yılında tesis edilen cami-tevhidhane 1180'de ( 1766 - 67) minaresine yıl- dırım düşmesi sonucunda harap olmuş , durumun o sırada postnişin olan Abdullah Rıfkı Efendi tarafından Sultan lll. Mustafa' ya bildirilmesi üzerine padişah Divan-ı Aif haceganından Tıflf Mehmed Emin Efendi'yi bina emini tayin ederek tekkeyi yeniden inşa ettirmiştir. Tekke 1876' da Kavalalı Mehmed Ali Paşa nın . kızı, Zeynep Kamil Hastahanesi'nin ba- nisi Zeynep Hanım tarafından son şek- liyle ihya edilmiştir. Bu arada Mehmed Ali Paşa   nın zevcesi Şeminur Hanım ile oğlu Abdülhalim Paşa   nın eşi Vicdan Ha- nım için haziresinde gösterişli kabirler yaptırılmıştır . Tekke bu kabirieri kuşa- tan yaldızlı şebekeden dolayı Yaldızlı Tek- ke adıyla da tanınır. Fenaf Ali Efendi'den sonra halifesi Abdullah Rıfkı Efendi (ö 1 184 /1770). Rıf kı Efendi'nin oğlu Mehmed Nazif Efendi (ö 12071 ı 792) ve Hattat Mehmed Sa- kir Efendi ö 1 225/ 181 ) postnişin ol-  ş   ardından Celvetiyye'nin Haşimiyye şubesinin merkezi Bandırmalızade Tekkesi'nin postnişini Şeyh Mehmed Galib Efendi'nin halifesi Şeyh Mehmed Efendi (ö 1261/1845 meşihatı devralmıştır. Tekkenin ayin günü çarşamba idi. Der gahın son şeyhi Mehmed Şakir Efendi' dir (ö 1 95 1 Cumhuriyet döneminde cami-tevhid hane , Fenaf Ali Efendi'nin türbesi ve ha zTre dışında kalan tek ke bölümleri orta- 336 dan kalkmış, yakın bir tarihte çevre hal kının yardımlarıyla onarılan bu yapılar dan türbenin cepheleri traverten levha Iarla kaplanmış   ayrıca hiçbir mimari üs- IObu olmayan bir cümle kapısı inşa edil miştir. Arsanın güneybatı köşesinde Boybeyi sokağı üzerinde yer alan cami-tevhidhane kare planlı (10,50 x 1 , 5 m.) bir alanı kaplar. Duv ar ları moloz taş ve tuğ- la ile örülmüş , üstleri sıvanmıştır. Kır ma çatı halen Marsilya tipi kiremitlerle kaplıdır. Yapının iki girişi vardır. Bunlardan cümle kapısı niteliğinde olan giriş doğu duvarında yer almakta ve avluya açılmaktadır. Dikdörtgen açıklıklı bu ka  pının yan larında aynı nitelikte birer pencere görülür. Cümle kapısından önce , yapının doğu duvarı boyunca uzanan ze- mini yükseltilmiş bir maksOreye geçilir. Üst kattaki mahfili taşıyan üç adet kare kesitli ahşap sütun ve ahşap korkuluklar la sınırlandırılmış olan bu maksOrenin kuzey ucunda üst kata çıkan merdiven ve bunun altına yerleştirilmiş ufak bir ardiye yer alır . Mekanın batı duvarı boyunca da buradaki maksürenin eşi olan diğer bir maksüre uzanmaktadır. Cami-tevhidhanenin kuzey duvarında daha ziyade tek ke sakinlerince kullanıldığı anlaşılan, cümle kapısına nisbetle daha küçük boyutlu ikinci bir kapı bu lunmaktadır . Bu kapıdan önce dikdörtgen planlı bir safaya geçilir. MaksOrelerle aynı derinlikte olan bu safanın ku zeye av luya) açılan bir penceresi, doğu ve batı yönlerine açılan birer kapısı   güney yönündeki cami-tevhidhane harimi ne açılan bir kapı ile penceresi vardır. Doğudaki kapıdan, yapının kuzeydoğu köşesinde yer alan dikdörtgen planlı bir mekana geçilir. ikisi kuzeye, biri harime bakan toplam üç adet pencerenin ay- dınlattığı bu mekan bir tür meydan oda sı olsa gerektir. Safanın batısındaki ka pıdan ise yapının kuzeybatı köşesinde bulunan kare planlı minyatür bir safaya geçilir. Batıya açılan bir pencere ile ay- dınlanan bu sofadan, yapının batı duva rına yaslanan bir ahşap merdiven hare ket etmekte ve üst kattaki kadınlar mahfiline çıkmaktadır. Harimin güney duvarının ortasında ya- rım yuvarlak hücreli, sepet kulpu kemerli mihrap yer alır. Yanlarda altlı üstlü iki şer pencere açılmıştır. Batı yönündeki zemin kat maksürelerinin sınırına köş- kü soğan kubbe ile taçlandırılmış , basit görünümlü minber yerleştirilmiştir. Ze- min kattaki bütün tavanlar pasalarla teş- kil edilmiş ince uzun dikdörtgeniere taksim edilmiş olup çubuklu denilen tip- tedir. Yapının güneydoğu köşesinde dışarı taşan kare bir kaide üzerinde yükselen daire kesitli minare basit bir şerefe ile donatılmış olup kubbe biçiminde küçük bir kagir külahla son bulmaktadır. Cami-tevhidhane. inşa edildiği dönem de Osmanlı mimari ortamında hala var lığı hissedilen, özellikle ufak çapta mescid ve tekkelerde tercih edilen arnpir üs- IObunun izlerini taşımaktadır. He rhangi bir süsleme öğesinin bulunmadığı hareketsiz cephelerde dikdörtgen açıklıklı kapı ve pencereler sıralanmaktadır . İç mekanda da kayda değer mimari ayrın tı ve süsleme yoktur. Sade görünümlü mihrabın içinde kordonlarla tutturulmuş kıvrımlı perde ve kandil motifleri göze çarpar. Minber ahşaptan yapılmış olup basık kemerli kapıları ve köşkünü taç landıran soğan kubbesiyle Abdülaziz dönemi eklektizmini oldukça basit bir düzeyde temsil etmektedir. FenaTAli Efendi'nin ahşap sandukası- nı barındıran türbe kagir duvarlı ve kır ma çatılı olup yaklaşık 6 X S m. boyut larında, köşeleri 45 ° pahlanmış, dikdörtgen bir plana sahiptir. Bütün açıklıklar yuvarlak kemerlerle geçilmiştir . Giriş do ğu duvarında yer alır . Türbe aslında dördü pahlı köşelerde , biri de batı duvarın- da girişin karşısında olmak üzere toplam beş adet pencere ile donatılmıştı. Gü ney ve kuzey duvarlarında da pencerelerle aynı boyutlarda kemerli ikişer niş sıralan maktaydı. Cephelerinin traverten levhala rı ile kaplandığı son onarımda bu nişler den güneye bakanlar pencereye dönüş- türülerek yapının dokusunun yanı sıra özgün planına da müdahale edilmiştir . Fena i A li Eendi Tek k esi · Üsk üda r 1 I sta n bu l
Related Search
Similar documents
View more...
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks