Ben Size Şili'yi Anlatayım, Siz Soma Anlayın...

Description
Ben Size Şili'yi Anlatayım, Siz Soma Anlayın...

Please download to get full document.

View again

of 5
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.
Information
Category:

Music & Video

Publish on:

Views: 23 | Pages: 5

Extension: PDF | Download: 0

Share
Tags
Transcript
  BEN SİZE ŞİLİ’Yİ ANLATAYIM, SİZ SOMA ANLAYIN…   Augusto José Ramón Pinochet Ugarte, iktidarda kaldığı 1973 - 1990 yılları arasında soykırım, terörizm, zorla kaybedilme, işkence ve öldürme gibi , uluslararası hukukun suç saydığı  birçok fiille itham edilmiş; açılabilen az sayıda dava sonuçlanmadan, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabulünden elli sekiz, Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’nin kabulünden de elli sekiz yıl bir    gün sonra Şili’de ölmüştür.   Pinochet’nin yargılanması noktasında, İspanyol yargıç Baltasar   Garzón ’un hazırladığı iddianame 1    bir döneme damgasını vurmuştur. Garzón , iddianamede, Condor Planı çerçevesinde sınıraşan bir suç örgütü yaratan Pinochet ve iştirakçilerinin öldürdüğü, işkence ettiği, zorla kaybettiği kişileri tek tek sayar. 18 yaşında(öğrenci),   41 yaşında(maden işçisi), 33 yaşında( sosyalist parti üyesi ), 53 yaşında(öğretmen), 45 yaşında(memur)… Sayfalar ilerledikçe gücünüz tükenir… Gücünüz yetse yüreğiniz dayanmaz… Sonra 480 haftadır Galatasaray Meydanında gözaltında kayıplar için toplanan Cumartesi Anneleri düşer aklınıza…“Güncelleniyor” ibaresiyle sık sık internete düşen “devlet dersinde öldürülmüş çocuklar” listesi… Bilenirsiniz…  Garzón ’un iddianamesi evrensel yargılama yetkisinin sınırlarını sorgulattığı gibi, soykırım suçunun yöneldiği grupların yeniden tanımlanması konusunda gösterdiği yaklaşım  bakımından da bir başvuru metnidir. İddianamenin hukuki dayanaklarını aktardığı kısımda Garzón , Soykırım Sözleşmesinin hazırlık çalışmalarına gönderme yapmak suretiyle şunu savunur: Sözleşme metninde siyasi gruplar sayılmadığı için, bu gruba   yönelik fiiller, soykırım suçu kapsamında değerlendirilmeyecek olsa bile; fiillerin yöneldiği kişilerin seçimindeki siyasi saikler göz ardı edilemez. Bu bağlamda, Pinochet ve askeri cuntanın diğer üyelerinin hedef aldığı kişi ve gruplar sıradan bir politik anlaşmazlığın tarafları değildir. Cuntanın hedefi, “  Batı medeniyetini tehdit eden komünist/marksist komplonun tasfiyesidir  ”. Söz konusu grup üyele rinin ortak özelliği ise, Yeni Düzen(“  New Order” )’e karşı olmalarıdır. Yeni Düzen’in ne olduğunu anlamak için, Pinochet iddianamesini farklı  bir yönde okumayı öneren insan hakları hukukçusu Perez - Bustillo’ya başvurmak faydalı olacaktır  . Garzón, Yeni Düzen’e karşı olan grupların, kültürel, mesleki, siyasi kimlikleri dolayısıyla hedef alındığını savunurken; Perez-Busti llo bir adım daha öteye giderek,   düşman ve rejim muhalifi olarak görülen bu kişilerin, neo - liberal politikalara karşı olan yoksullar, işç iler, sol parti üyeleri, öğrenci hareketi içindeki kişiler, işçi sendikaları, köylüler, yerliler, kadınlar olduğunu söylemek suretiyle Garzón ’un tezini somutlaştırır. Ağır ve sistematik olarak    ve hatta soykırım seviyelerine(“  genocidal levels ”) varacak şekilde ihlal edilen ise, Şili vatandaşlarının uluslararası hukuk tarafından koruma altına alınmış olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarıdır. 2  Perez- Bustillo, Pinochet dönemi ekonomi politikalarının yarattığı tahribatı şöyle açıklar: “Milton Friedman ve Arnold Harberger’in fikir babalığını yaptığı “Şikago Oğlanları”  periyodu, ekonomide liberalleşme adına, Şili’de yapısal reformların uygulandığı; uluslararası bankalara borçlu yeni grupların türemesi, maaşların erimesi, fiyatların liberalizasyonu,   sosyal güven liğin özelleştirilmesi gibi sonuçlara neden olan bir dönemdir. İşsizlik oranları; 1973’te 3,3 iken; 1975’te resmi makamlar tarafından %14,9 olarak belirtilmiş ise de gerçek rakamın %33 olduğu tahmin edilmektedir. Bu dönemde ekonomiye uygulanan şok terapisi  , 1970’lerde %34,9 seviyelerinde seyreden enflasyonu kontrol altına almaya yetmemiş; 1977’deki enflasyon oranını % 63,5 olarak açıklanmıştır. Dahası, 1978–1988 arasından en  zengin %10’luk kesim milli gelirdeki paylarını %37’den %47’ye çıkarırken, Santiag  o metropolündeki en yoksul kişilerin oranı 1970’te %8,4 iken, 1989’da 14,9’a yükselmiştir.” Yine Pinochet dönemi boyunca, Inter-  Amerikan Kalkınma Bankası verilerine göre, 1000 kişiye düşen hastane yataklarının sayısı 1983’te 33,3 iken, 1987’de 2,6’ya, 1990’da 1,95’  e düşmüştür.”   Pinochet rejimi, tespit edilebilir oranda işsizlik, eşitsizlik, yoksulluk, evsizlik, açlık, hastalık ve çocuk ölümlerine neden olan bir ekonomi politikası izlemiş ve bu politikanın yıkıcı etkileri, ayırtedilebilir(“ identifiable ”)  bir grup olan yoksullar ve emekçiler üzerinde kendisini daha çok hissettirmiştir.   Dahası, rejim karşıtları, iddianamede de belirtildiği üzere, öldürülmüş, zorla kaybedilmiş, işkence görmüştür. Garzón bu noktada, S oykırım Sözleşmesi kapsamında, “ ulusal bir gruba ”(“ national group ”) yönelik “öldürme”, “ciddi bedensel zararlar verilmesi”, “grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirmek” olarak anılan biçimlerinin gerçekleştiğini ileri sürmektedir. Perez-Bustillo ise, söz konusu ihlallerin Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü Md. 7’de tanımlanan “  İnsanlığa Karşı Suçlar  ” kapsamında değerlendirilip cezalandırılması gerektiğini söyler.   Bu madde ayrıca, Garzón’un temel aldığı ulusal nüfus grubu yerine, herhangi bir sivil nüfus a(“ any civilian population ” ) karşı yönelen fiillerden  bahsettiği için, siyasi gruplara yönelik ihlallerin kapsam dahiline alınması savını da güçlendirir. Garzón ’un iddianamesi ile Perez - Bustillo’nun savları, Sanayi Devriminin başında, İngiltere’de emekçi sınıfların durumunu tahlil eden Engels’in yorumlarını hatırlatır. Fakat aklımızın almadığı, refah ve kalkınmaya bu denli  bel bağlamış bir sistemin yarattığı yıkımın iki yüz yıl öncesiyle kıyaslanabilir ve hatta daha acımasız olmasıdır. Engels; “ toplumda siy asal ve sosyal denetim gücünü elinde bulunduran burjuvazinin, binlerce insanı yaşamak için gerekli koşullardan yoksun bırakmak suretiyle, bu kişilerin sonunda kaçınılmaz olarak öleceklerini bildiği halde,söz konusu koşulların devam etmesini yasalar yoluyla  zorunlu kılmasını” örtülü, kasıtlı bir cinayet olarak adlandırır. 3   Daha yakın  bir tarihte, Chossudovsky , IMF ve Dünya Bankası “reformları”nın yarattığı küresel, bağımlı, sürekli borçlu yoksul ülkelerin insanlarının tecrübe ettiği insan hakları ihlallerin in, sömürgecilik dönemi soykırımlarıyla kıyaslanabilecek nitelikte ağır sonuçlara yol açan  bir ekonomik soykırımın sonucu olduğunu söylemiştir. 4  Garzón ’un savları pozitif hukuk sınırları içinde başarıya ulaşamamıştır. Fakat kabul etmeliyiz ki,  bu çabası uluslararası hukuk için olduğu kadar, uluslararası toplum bakımından da bir turnusol kağıdı işlevi görmüştür. Zira medeni -siyasi haklar ile ekonomik- sosyal hakların evrenselliği, bütünlüğü ve birbiriyle ilişkisi konusunda sayısız hukuk belgesini bünyesinde     barındıran uluslararası hukuk, Pinochet’nin yargılanması noktasında yetersiz ve sessiz kalmıştır. 1986 tarihli Birleşmiş Milletler Gelişme Hakkına Dair Bildiri, 1993 tarihli Viyana Deklarasyonu ve Eylem Planı, 1986 tarihli Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin Uygulanmasına İlişkin Limburg İlkeleri ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi genel yorumları medeni -siyasi haklar ile ekonomik, sosyal ve kültürel haklar arasındaki sarsılmaz bağa gönderme yapadursun.Kader  leri, mali kaynakların yeterliliği ölçütüne bağlanmış, program haklar olarak sosyal haklar, ihlal edildiklerinde bile üvey evlat muamelesinden ötesini hak edememişlerdir. Uluslararası toplum ise, hem darbe ile görev başına gelen asli kurucu iktidarların insan hakları ihlallerinin yargılanması konusundaki ısrar ve kararlılığını sürdürememiş; hem de, Pinochet’nin Londra’daki hastane odasından hatırlattığı Falkland Adaları çıkarmasına Şili’nin verdiği desteğe olan vicdan borcunun altında ezilmiştir. 5   Şili, 19 70’li yıllarda, katıksız bir kalkınma için eşitliğin, özgürlüklerin ve ihtiyaçların yoksullar aleyhine fedası teorilerinin 6   Latin Amerika’daki en önemli laboratuarlarından biri olmuştur. Nasıl öden ebilir ki böyle bir  borç? Garzón ’un iddianamesi ve Perez- Bustillo’nun savlarında   sonuç olarak varılmak istenen nokta; Pinochet dönemi pratiklerinin neden olduğu sistematik ekonomik ve sosyal haklar ihlallerinin uluslararası hukukta dava edilebilirliği konusudur. Amartya Sen’in “ özgürlüklerden yoksunluk  ”  ol arak tanımladığı yoksulluğun bir insan hakları ihlali olduğu, doktrin bir yana, Birleşmiş Milletler Milenyum Kalkınma Hedeflerinde ve hatta Dünya Bankasının temel  politika belgelerinde bile kabul edilir. İnsan haklarına saygılı çokuluslu şirketler mefhumun un anahtar kelimesi olan “good governance”( iyi yönetişim ) ifadesinin literatüre dahil edilmesi de  bu meseleden bağımsız okunamaz. Fakat mesele insan hakları ihlali olarak yoksulluğun yargılanmasına geldiğinde , uluslararası hukuk ve uluslararası toplum  hep  bir adım geri çekilmiştir.   Denetim mekanizmalarının sosyal haklar lehine genişletici yorum yaptığı  her kararın, yerindelik- yargısal aktivizm   tartışmalarının gölgesinde kalması da bundan kaynaklanır. Sosyal hakları mali kaynakların yeterliliği ölçütüne bağlayan Türkiye’de de, Güney Afrika’da da, Hindistan’da da; kural olarak medeni - siyasi hakları içeren İHAS’ın denetim mekanizması İHAM önünde de sonuç hep aynı olmuştur. Sosyal hakların İHAS sistemindeki yeri üzerine biraz bilgi sahibi olan herkes, Airey - İrlanda davasını bilir. “Mahkemeye erişim, adil yargılanmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, m ali kaynakları yeterli olmayan kişilere adli yardım sağlanması adil yargılanma hakkını gerçekleştirmenin bir yoludur” diyen karardır bu.   Bu davanın belki de göz ardı edilen tek kısmı, bu karara karşı oy yazan Yargıç Thór Vilhjálmsson ’ın   çığlığıdır.   Yargıç der ki; yoksulluğa karşı savaşı   Sözleşme’yi geniş yorumlayıp, içini boşaltmak suretiyle kazanamazsınız. Yargıç da   kendince haklı, kabul edelim.   Devletlerin olumlu edim gerektiren sosyal haklara ilişkin ödevlerinin sınırı tartışması, h ukukun adaletle olduğu söylenen illiyet bağlarının cılızlaştığı  alana çeker bizi. Kaldı ki hukukçulardan da uzak durmak gerekir bu mecralarda; itiraf edelim.  Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı   Avukat Selçuk Kozağaçlı, Soma’da yaşanan facia ile ilgili “siyasal soykırım davası açacağız”   dediğinde, nasıl burun kıvırmıştı hukukçular hatırlayalım.  Pozitif h ukuk izin vermez bu yorumu yapmaya; doğrudur.  Oysa y oksullaştırma politikalarının yargılandığı bir insan hakları davası açılabilseydi eğer, bu davanın davacıları sadece Somalı işçiler   ve aileleri olmayacaktı. Tıpkı Garzón ’ un iddianamesinde, tıpkı Perez- Bustillo’nun savında ortaya koyduğu gibi, neo -liberal politikalar yüzünden haklarından yoksun bırakılan tüm kesimler bu davaya müdahil olacaktı. İş güvenliğinden yoksun ortamlarda çalışan, meslek hastalığına yakalanan ve yakalanması an meselesi olan bütün işçiler, kentsel dönüşüm adı altında yeri nden edilenler; güvencesizlikten  başka bir gelecek sunulmayan öğrenc iler, memurlar, akademisyenler; kamusal alanlarda emeklerinin görünmesi için mücadele eden kadınlar ve dahası bu dav anın tarafları olacaktı. Bu dava her bir bileşeni kapsaması açısından  prekaryanın   yaşam koşullarının yargılandığı bir halk davası olurdu ki;  bugün öğrendiğimiz ve öğrettiğimiz hukuk sistemi böyle bir davayı kaldıramazdı. G eçmişte bir Anayasa Hukukçusuna , “ Yeni Anayasada LGBT hakları hakkında ne düşünüyorsunuz” diye sorulduğunda , kendisi “ t oplum hazır değil. Bu, bu yüzyılın konusu değil” cevabını ver  ebil mişti. Bugün i nsan hakları ihlali olarak yoksulluğu yargılayabilir misiniz d iye sorarsanız; yargılayamayız, itiraf edelim. Fakat bunun nedeni, sadece verili hukukun buna izin vermemesi değil; bu meseleyi bu hukuk sisteminde tartışıyor olmamızdır. İnsan onuruna yaraşır bir yaşamın   gerçekten anlam ifade ettiği başka bir hukuk düzeninde,  başka bir hak kuramı üzerinden tartışsaydık böyle bir davayı ne olurdu? Asıl sormamız gereken soru, şimdilik bu sanırım. Çünkü bu hukuk sisteminde, hiçbir değeri olmayan yaşam hakkı ihlalleri her günümüzü öyle kaplamış durumda  ki,  bırakın pozitif yükümlülükler  bahsini, devlet ölümlerin nedenini açıklarken   taksir dediğinde bizim aklımıza sadece fıtrat gelebiliyor. 2012 yılı SGK İş Kazası ve Meslek Hastalıkları İstatistiklerine göre, en fazla iş kazası ve meslek hastalığı, kömür ve linyit çıkartılması faaliyet alanında gerçekleşmiştir. Tabloda ki metal cevheri madenciliği, diğer madencilik ve taşocakları, madenciliği destekleyen hizmetler kategorilerinde meydana gelen kazaları da eklersek, zaten yüksek olan rakam bir hayli kabarmaktadır. 2012 yılında bu iş kolunda gerçekleşen iş kazası sayısının, beklenilen iş kazası sayısına bölünmesiyle elde edilen standardize iş kazası oranının % 2.763,14 olarak tespit edildiği bir faaliyette, yeni bir cezasızlık rejimini temsil eden fıtrat, ne yazık ki ne o madenden çıkamayan işçileri n ölümlerini , ne de her geçen gün ölüme daha çok yaklaştıra n güvencesiz yaşam koşullarını   hiçbir şekilde açıklamıyor…   1   İddianamenin İngilizce metni için bkz. http://elclarin.cl/fpa/pdf/p_101298_en.pdf, [e.t.05.06.2014].   2  Camilo Perez- Bustillo, “Poverty as a Violation of Human Rights: Pinochet Case and the Emergence of a New Paradigm”, Law And Poverty , Ed. Lucy Williams, Asbjorn Kjonstad & Peter Robson, London- Newyork: Zed Books, 2003, s.73. 3 Friedrich Engels, İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu , Çev. Yurdakul Fincancı, 1. Baskı, Ankara: Sol Yayınları, 1997, s.153.      4 Michel Chassudovsky, Yoksulluğun Küreselleşmesi , Çev.  Neşe Domaniç, Birinci Basım,İstanbul: Çivi Yazıları,1999, s. 42.   5 “Extracts from General Pinochet's Statement”, http://www.tni.org/article/extracts -general-pinochets-statement, [e.t.06.06.2014]. 6 Jack Donnely, Teoride ve Uygulamada Evrensel İnsan Hakları , Çev. Mustafa Erdoğan - Levent Korkut, Ankara: Yetkin Yayınları, 1995,s.173.  
Related Search
Similar documents
View more...
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks